Fernando Botero, bugün 88 yaşında olmasına rağmen hala sanat üretimine devam eden bir sanatçı. Kendisi ile özdeşleşmiş, resim ve heykel işlerinde her daim yer bulan ve şişman figürlere olan bağı ile bilinen ressam, klasik güzellik kavramına yönelttiği eleştirel bakış açısıyla biliniyor. Bu figürleri çoğunlukla kanvasta yağlı boya şeklinde görmeye alışık olanlar için, Botero’nun heykelleri sanatçının sorgulama sistemini üç boyuta taşıdığı eserler olarak özetlenebilir. 1976 yılından sonra daha çok yoğunlaştığı bu disipline olan bağını: “Heykeller, gerçek bir hacim yaratmama olanak sağlıyor. Formlara dokunabiliyor, onlara pürüzsüzlük katıp, istenilen duygusallığı kolayca aktarabiliyorum.” sözleriyle anlatan Botero’nun “The Rape of Europa” isimli heykeli ise ilhamını Yunan mitolojisindeki bir hikayeden alıyor.

Dönemin ünlü ozanlarından Ovidius’un anlattığı hikayeye göre Zeus, Avrupa kıtasına adını veren Fenikeli prenses Europa’nın dikkatini çekmek için beyaz bir boğaya dönüşür. Bu haliyle kralın sürüsüne karışan Yunan tanrısı, deniz kenarında çiçek toplayan Europa’nın ilgisini çeker ve onu sevmek için yaklaşmasına sebep olur. Bunu fırsat bilen Zeus, Europa sırtına bindiği anda onu kaçırmak için, prenses ile birlikte Girit adasına kadar yüzer. Gerçek kimliğini adada Europa’ya gösteren tanrı, prensesi hediyelere boğduktan sonra onu Girit’in ilk kraliçesi ilan eder. 

Botero’dan önce de Tiziano Vecellio ve Rembrandt gibi birçok sanatçının işlerinde yer bulan bu hikaye, 1944’teki ilk resimlerinde geleneksel Fiesta Brava kutlamaları ve boğa güreşi sahneleri çizmiş sanatçının ilhamını anlamlandırmayı kolaylaştırıyor. Heykel, Botero’nun tarihi referansları çağdaş heykel anlayışına nasıl adapte ettiğinin en somut örneklerinden biri olma özelliğini taşıyor. 2008 yılında tümüyle bronzdan üretilen sanat eserini yakından incelemek için Entropia’nın galerisini ziyaret edebilir, hakkında detaylı bilgi alabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir